Dostoyevski'yi Türkçe okuyan biri, yazarın tek bir cümlesini bile kendi özgün dilinde okumamıştır. Elindeki cümleleri başka biri kurmuştur: sözcükleri seçen, ritmi tutturan, espriyi yeni bir dile taşıyan bir çevirmen. Yine de kitabı ödünç verirken "Dostoyevski'yi oku" deriz, çevirmenin adını anmayız.
Çeviri edebiyatı raflarımızın büyük bir bölümünü oluşturuyor. Buna rağmen bu emeğin görünürlüğü çoğu zaman kapağın alt köşesindeki küçük bir satırdan ibaret kalıyor. Bu yazı o satırın arkasına bakıyor: kimin ne yaptığına, hukukun bu işe nasıl yaklaştığına ve yapay zekânın tabloyu nasıl değiştirmeye başladığına.
Görünmezlik bir şikâyet değil, bir ölçüt
Çeviri kuramcısı Lawrence Venuti, 1995'te yayımladığı The Translator's Invisibility adlı kitabında İngilizce yayıncılıktaki bir eğilimi adlandırdı. Bu dünyada iyi çeviri, çevrildiğini hissettirmeyen çeviri sayılıyordu. Okur metnin başka bir dilden geldiğini fark etmiyorsa çevirmen başarılı kabul ediliyordu.
Bu ölçütün tuhaf bir sonucu var: Çevirmen ne kadar iyi çalışırsa o kadar silikleşiyor. Akıcı bir romanı beğenen okur övgüyü yazara yöneltiyor. Kötü bir çeviri ise doğrudan çevirmenin üzerine kalıyor. Yani emek, çoğunlukla hata yapıldığında görünür oluyor.
Venuti'nin önerisi, çevirinin yabancılığını gizlemek yerine korumaktı. Her çeviri bir seçimler dizisidir; bu seçimleri saklamak yerine görünür kılmak gerektiğini savundu. Tartışma bugün de sürüyor ve çevirmenlik meselesinin neden bu kadar hassas olduğunu açıklıyor.
Çevirmen ne yapar, yazar ne yapar?
Borges'in "Pierre Menard, Don Kişot'un Yazarı" öyküsünde bir yazar, Cervantes'in metnini kelimesi kelimesine yeniden yazmaya girişir. Metin aynıdır ama anlamı değişmiştir, çünkü başka bir çağda, başka biri tarafından yazılmıştır. Çeviriyi düşünürken bu öykü iyi bir çıkış noktası.
Hiçbir dilde birebir karşılık yoktur. Bir şiirin kafiyesi, bir diyaloğun argosu, bir cümlenin ağırlığı seçim ister. Çevirmen şunlara karar verir:
- Yazarın kasıtlı bozduğu cümle yapısı korunacak mı, düzeltilecek mi?
- Bir yöresel konuşma hangi Türkçe ağızla karşılanacak?
- Kelime oyunu kaybedilecek mi, yoksa yerine yenisi mi yazılacak?
- Dipnot mu eklenecek, yoksa açıklama metnin içine mi gömülecek?
Bu kararların her biri okurun deneyimini belirler. Aynı romanın iki çevirisi, iki ayrı kitap kadar farklı hissettirebilir.
Tek bir sözcük bir kitabı değiştirebilir
Kafka'nın Dönüşüm öyküsünün ilk cümlesi bunun en bilinen örneği. Gregor Samsa'nın uyandığında dönüştüğünü gördüğü şey için Kafka, Almancada "Ungeziefer" sözcüğünü kullanır. Bu sözcük belirli bir böcek türünü değil, zararlı ve iğrenç küçük bir canlıyı anlatır. İngilizce ve Türkçede çevirmenler bunu "böcek", "haşere" ya da başka karşılıklarla vermiştir; her seçim okurun gözünde farklı bir Gregor yaratır.
Bu yüzden klasiklerin yeniden çevrilmesi bir tembellik ya da pazarlama hilesi değil. Dil değişir, okurun kulağı değişir, bir önceki kuşağın doğal bulduğu ifade bugün eskimiş gelir. Yeni çeviri, aynı metne bu kez bugünün Türkçesiyle yaklaşma girişimidir.
Türkiye'de bu emeğin tarihsel bir ağırlığı da var. Maarif Vekili Hasan Âli Yücel döneminde 1940'ta kurulan Tercüme Bürosu, dünya klasiklerini sistemli biçimde Türkçeye kazandırmayı amaçladı. Bugün okuduğumuz pek çok klasiğin ilk Türkçe kapısı, adı çoğu okurun aklında kalmamış çevirmenlerin çalışmasıdır.
Hukuk çevirmeni nerede konumlandırıyor?
Türkiye'de 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, çeviriyi "işlenme eser" kategorisinde sayar. Yani çeviri, özgün eserden yararlanılarak ortaya konan ama kendi başına fikrî bir ürün olan bir eserdir. Uluslararası düzeyde Bern Sözleşmesi de çevirileri özgün eserler gibi korur. Çevirmen hukuken yalnızca bir hizmet sağlayıcı değil, çevirinin eser sahibidir.
Kâğıt üzerindeki bu konum, uygulamada her zaman karşılığını bulmuyor. Telif hakkı genellikle yayınevinin hazırladığı sözleşmeyle devrediliyor. Ödeme çoğu durumda tek seferlik, sayfa ya da vuruş başına yapılan bir bedelle kapanıyor. Kitap çok satsa da çevirmen bundan pay almayabiliyor.
Güncel ücret rakamlarını burada vermiyorum, çünkü bedeller yayınevine, dile ve döneme göre değişiyor. Ama meslek örgütlerinin yıllardır dile getirdiği şikâyet net: Tek seferlik ödeme, bir eserin uzun ömürlü kazancını çevirmenin dışında bırakıyor. İmzalanan sözleşmenin süresi ve kapsamı, bu yüzden maaş kadar önemli.
Ödüller çevirmeni görünür kılabilir mi?
2016'dan itibaren Uluslararası Booker Ödülü, ödül tutarını yazar ile çevirmen arasında eşit paylaştırıyor. Bu, çeviriyi yazarlığın eki değil, ortak bir iş sayan açık bir tutum. Aynı yıl ödülü Han Kang ve çevirmeni Deborah Smith Vejetaryen ile kazandı.
Han Kang'ın sonradan Nobel Edebiyat Ödülü almasıyla Smith'in adı da yeniden gündeme geldi. Çevirinin özgün metne sadakati üzerine eleştiriler de dile getirildi. Çevirmen görünür olunca, alkışın yanında eleştiriye de açık hâle geliyor.
Türkiye'de de çevirmenleri öne çıkaran ödüller ve etkinlikler var. Ancak bir ödülün çevirmenin adını büyütmesi ile onun geçimini düzeltmesi aynı şey değil. Görünürlük gerekli, ama tek başına yetmiyor.
Yapay zekâ çeviri: tehdit mi, araç mı?
Makine çevirisi yıllardır var, ancak büyük dil modelleri akıcılığı belirgin biçimde artırdı. Bu durum yayıncılar için cazip bir ihtimal doğuruyor: Önce makineye çevirt, sonra bir insana "düzelttir". Bu iş akışında çevirmen, yazar olmaktan çıkıp düzeltmene dönüşüyor ve ücret de buna göre düşüyor.
Edebî metin bu yüzden zor bir alan. Bir cümlenin neden burada kırıldığını, bir tekrarın neden bilerek yapıldığını anlamak yorum gerektirir. Model akıcı bir Türkçe üretebilir, ama yazarın niyetini koruyup korumadığını denetlemek yine insanın işi. Hatalar çoğu zaman göze batmaz, çünkü cümle düzgün görünür ve yanlış anlam sessizce geçer.
Benzer kaygı başka alanlarda da yaşanıyor. Yapay zekâ yazarlığının metinde bıraktığı izleri anlatan yazıdaki durumun, çeviride ters yüzü yaşanıyor: Orada makine insanı taklit ediyor, burada insan emeği makinenin arkasında kayboluyor. Müzikte de Suno ve Udio tartışması aynı soruyu soruyor: Eğitim verisinin içindeki insanlar kim ve hakları nerede?
Okur olarak ne yapabiliriz?
Çevirmenin görünürlüğü, büyük ölçüde okurun alışkanlıklarıyla başlıyor. Kitabı anlatırken yalnızca yazarı değil, çeviriyi de konuşmak ilk adım. Bir romanı beğendiğinizde çevirmenin başka hangi kitapları çevirdiğine bakmak, okuma listenizi de zenginleştirir.
- Kitap incelemesi yazarken çevirmenin adını ve çeviri üzerine gözleminizi ekleyin.
- Aynı klasiğin farklı çevirilerini karşılaştırın; farkı kendi gözünüzle görün.
- Yayınevlerinden çevirmenin adını kapakta ve tanıtım metinlerinde öne çıkarmasını isteyin.
- Yapay zekâ kullanılarak çevrilmiş bir kitapta bunun açıkça belirtilmesini talep edin.
Bu küçük tavırlar tek başına sistemi değiştirmez. Ama yayıncılık okurun ilgisine duyarlı bir sektör; taleplerin birikmesi etkisiz kalmaz.
İki imzalı kitap
Çevirisini okuduğunuz her roman iki imzalı bir kitaptır. Biri hikâyeyi kurar, diğeri onu sizin dilinizde yeniden kurar. Birini unutmak, kitabın yarısını unutmak demektir.
Bir sonraki çeviri romanı açtığınızda ilk işiniz çevirmenin adına bakmak olsun. O adı aklınızda tutun; başka bir kitapta tanıdık bir isimle karşılaşmak hoş bir sürprize dönüşür. Edebiyat sektörünün unutulan emeği, böyle küçük bir dikkatle görünür olmaya başlar.
Sık Sorulan Sorular
Çevirmen, çevirdiği kitabın telif hakkına sahip midir?
Türkiye'de 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu çeviriyi "işlenme eser" sayar ve çevirmeni bu eserin sahibi olarak kabul eder. Yani çevirmenin hukuken eser sahipliği vardır. Uygulamada ise haklar çoğunlukla yayınevi sözleşmesiyle devredilir. Bu yüzden sözleşmenin süresi, kapsamı ve ödeme biçimi çevirmen için belirleyici olur. İmzadan önce sözleşmeyi dikkatle okumak gerekir.
Venuti'nin "çevirmenin görünmezliği" kavramı ne anlatır?
Lawrence Venuti, 1995'te yayımladığı kitabında İngilizce yayıncılıkta akıcı çevirinin başarı ölçüsü sayıldığını, böylece çevirmenin metinde de piyasada da silikleştiğini savundu. Okur çevrildiğini hissetmediği metni yazarın sesi olarak algılıyor. Venuti, çevirinin yabancılığını saklamayan ve çevirmenin seçimlerini görünür kılan yaklaşımı öneriyordu.
Yapay zekâ edebî çevirmenlerin yerini alabilir mi?
Büyük dil modelleri akıcı metinler üretiyor, ama edebî çeviri ton, ritim, kelime oyunu ve yazarın niyeti gibi yorum gerektiren seçimlerle dolu. Hataların çoğu da düzgün görünen cümlelerin içinde saklanıyor. Bu yüzden insan denetimi vazgeçilmez. Asıl risk, çevirmenin makine çıktısını düzelten düşük ücretli bir role itilmesi ve emeğinin daha da görünmez olmasıdır.
Kaynaklar
- "Yasalara göre çevirmen de 'eser sahibi'" bianet.org
- Yayınevlerine Kılavuz cevbir.org.tr
- (PDF) TÜRKİYE’DEKİ ÇEVİRMENLERİN KANUNLARDAKİ YERİNE YAPILAN VURGULAR researchgate.net








Yorumlar 0
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın.
Yorum Yaz
Yorumunuz yayınlanmadan önce moderasyon onayından geçer. Üye girişi yaparsan yorumların beklemeden yayınlanır.